Bir varmış, bir yokmuş. Ormanın kıyısında, bahçelerinden çiçek kokuları yükselen küçük bir köy varmış. Bu köyde annesiyle yaşayan minik bir ayı, sabahları kuş sesleriyle uyanırmış. Kozalaklardan arabalar yapmayı, bahçedeki yolları keşfetmeyi severmiş. Fakat kapının yanında duran kırmızı bisikletine her baktığında içini bir korku kaplarmış. Sürmek istiyor, yine de düşeceğini düşününce geri çekiliyormuş.
Bir sabah annesi bahçeye çıkarken ayı bisikletin zilini çalmış. İncecik bir ses duyulmuş. Ayı gülümsemiş ama seleye oturmamış. “Ya dengemi kaybedip düşersem?” diye sormuş. Annesi yanına çömelmiş. “Düşmekten korkman anlaşılır. İstersen bugün yalnızca bisikletini tanırız.” demiş. Ayı bu fikri sevmiş. Hemen sürmek zorunda olmadığını bilmek onu rahatlatmış.
Annesi, ayının boyuna uygun bisikletin lastiklerini ve frenlerini kontrol etmiş. Sonra kaskını düzgünce yerleştirip kayışını bağlamasına yardım etmiş. Birlikte bahçenin düz, geniş bölümüne geçmişler. Buraya araç girmiyormuş. Ayı gidonu tutmuş, annesinin yardımıyla seleye oturmuş. İki ayağı da yere ulaşabiliyormuş. “Böyle biraz daha rahatım.” demiş.

Önce bisikleti ayaklarıyla yavaşça ilerletmiş. Annesi yanında yürürken frenlerle durmayı denemiş. İlkinde kollarını fazlaca kasmış, ikincisinde tekerleklere bakıp gidonu yana çevirmiş. Bisiklet hafifçe eğilince ayaklarını yere basmış. Annesi yeniden doğrulmasına yardım etmiş. Ayı bir süre kıpırdamamış. Kalbi hızlı atıyormuş. “Biraz oturalım mı?” diye sormuş.
Ceviz ağacının altındaki sıraya geçmişler. Ayı su içerken bahçenin öbür ucuna bakmış. “Daha birkaç adım gidebildim.” demiş. Annesi, “O birkaç adımda neler yaptın?” diye sormuş. Ayı düşünmüş. “Bindim. İlerledim. Sonra durdum.” diye saymış. Bunları söyleyince yüzündeki sıkıntı biraz dağılmış. Bisiklet onu bekliyormuş; acele etmesine gerek yokmuş.
Biraz dinlendikten sonra yeniden denemek istemiş. Annesi selenin arkasından destek olmuş. Ayı bu kez önündeki yola bakmış. Önce kısa kısa süzülmüş, sonra ayaklarını pedallara koymuş. Birkaç kez çevirebilmiş ama gidon yine sallanmış. Durup ayaklarını yere indirmiş. “Bugünlük bu kadar.” demiş. Annesi başını sallamış. Birlikte bisikleti kapının yanına götürmüşler.

Ertesi sabah ayı kaskını kendi getirmiş. Önceki gün öğrendiklerini hatırlayarak başlamışlar. Kimi denemede yalnızca bir pedal çevirmiş, kiminde biraz daha ilerlemiş. Bir ara zil yanlışlıkla çalınca yakındaki serçe başını yana eğmiş. Ayı gülmüş. “Sana selam vermek istememiştim ama günaydın!” demiş. Omuzları gevşemiş, gidonu daha rahat tutmuş.
Üçüncü sabah bahçe yine güneşliymiş. Annesi, “Hazır olduğunda desteğimi bırakmamı söyleyebilirsin.” demiş. Ayı pedalları çevirirken kısa bir süre düşünmüş. “Şimdi deneyelim.” demiş. Annesi elini çekmiş ve yanında yürümüş. Ayı birkaç adım boyunca kendi başına ilerlemiş. Sonra frenleri kullanıp durmuş. Gözlerini kocaman açmış. “Kendi başıma gittim!” diye sevinmiş.
O gün kısa denemeler sürmüş. Ayı her seferinde aynı uzaklığa gidememiş. Birinde çiçekliğe gelmeden durmuş, bir başkasında biraz daha ilerlemiş. Annesiyle yolun kenarına tebeşirle küçük bir daire çizmişler. Ayı, dairenin yakınında yavaşlayıp durmayı denemiş. Sonunda geniş çiçekliğin yanındaki yolu baştan sona sürebilmiş. Annesi ellerini çırparken o iki eliyle gidonu tutuyormuş.

Akşam bisikletini yerine koyarken ayı, ilk sabahki korkusunu hatırlamış. “Yarın yine biraz korkabilirim.” demiş. Annesi onu dinlemiş. Ayı sonra gülümsemiş. “Ama nereden başlayacağımı biliyorum. Önce kısa bir yol denerim.” demiş. Kaskını çıkarıp rafa yerleştirmiş. Bahçedeki çiçeklerin yanından kendi başına geçişini düşündükçe içi sevinçle doluyormuş.
Gökten üç elma düşmüş: İlki ceviz ağacının dibine yuvarlanmış, ikincisi sıranın üstünde kalmış, üçüncüsü de bisikletin yanına konmuş. Ayı elmayı alıp annesine uzatmış. O gün anlatacak ne çok küçük başarısı varmış!





